Virata ya da Ölümsüz Bir Kardeşin Gözleri

Virata ya da Ölümsüz Bir Kardeşin Gözleri

Virata ya da Ölümsüz Bir Kardeşin Gözleri oldukça kısa bir kitap olmasına rağmen, vermek istediği mesajı tam anlamıyla verebilen, bunun yanı sıra size sorgulayacak, düşünecek birçok konuyu aklınıza sokabilecek bir kitaptı. Kitap sadece 56 sayfadan oluşuyor olabilir ama kesinlikle çerezlik, oyalanmalık diye tabir edebileceğimiz bir kitap değildi bana göre. Eğer okurken sindirerek okuyorsanız, Virata ile ilgili mutlaka birkaç cümle sizi düşündürtecektir.

Kitap kısaca şöyle: Kralın sadık hizmetkârı olan Virata’nın hikâyesi bu. Her şey, hükümdarın karısının erkek kardeşi olan ve ülkenin yarısına hükmeden kralın vekilinin tüm ülkeye hükmetme sevdasına kapılması ve bu arzusunu gerçekleştirmek için ülkenin en iyi savaşçılarını gönderdiği gizli hediyelerle baştan çıkartması ile başlar. Rahipleri, Birwaghalılar arasında kraliyet sembolü olan kutsal balıkçılları kendisine getirmeleri için teşvik etmiştir. Balıkçılların çalındığına dair haberler yaygınlaşıp kralın kulağına gittiğinde, kral Virata’yı göreve çağırır. Düşman askerlerinin konuşlandığı yere gelen ordu, gecenin bir yarısı isyancılara karşı ani baskın yapar. Düşmanlar öldürüldükten sonra kendine gelen Virata, ağabeyinin de düşmanların tarafında olduğunu ve onu da öldürdüğünü görür. Ölü adamın cam gibi bakan gözlerinin sanki ruhunu delip geçtiğini hisseder. Bu hissi daha sonra birkaç kere daha hissedecektir.

Virata da Eylemler

Olaylar durulduktan sonra Virata görevine devam eder. Bir gün bir adam getirirler ona. Getirenler, adamın birçok cinayet işlediğini söylerler. Kralın ve adaletin adamı olan Virata, adamı sorgulamaya başlar. Diğer suçlulardan farklı olarak ne pişmanlığını dile getirmiş ne de verilen hapis cezasına karşı çıkmıştır. Cezasını adil ölçüde verdiğine inanan Virata’ya şu sözleri söyler:

“…Neye göre ölçü bu? Kim sizi cezalandırdı ki cezalandırmanın ne olduğunu biliyorsunuz? Sanki aydınlıkta geçirilen bir günle, yerin altında geçirilen bir gün aynıymış gibi parmaklarınla yılları sayıvermek nasıl bir şey? Hiç hapiste kaldınızda mı günlerimden kaç tane baharımı aldığınızı bileceksiniz?… Darbeyi yiyen ancak bilir onun ne olduğunu, darbeyi vuran değil ve acı çekmeyi sadece acı çekenler bilir.”

Bu sözlerle şaşkına dönen Virata, adam hapse girdikten sonra bir gece gizlice adamın yanına gider, onunla yer değiştirmek istediğini ve bir ay sonra gelip onu çıkarmasını söyler. Böylece Virata’nın bir aylık düşünme, kendini sorgulama süreci başlar.

Virata’nın Kendi Bilincine Ulaşması

Bu kısımları okurken aklıma gelenler öncelikle eylem ve eylemsizlik kavramlarıydı. Eylemlerimizle mi özgür olabiliriz yoksa eylemsizliklerimiz ile mi? Sonra kendimi düşündüm. Ne yaptığımda veya yapmadığımda kendimi özgür hissediyorum diye. Cevap vermek benim için biraz zor oldu. Öncelikle özgürlüğün benim için ne ifade ettiğini bir kez daha irdelemem gerekti. Zamanında bu konulara çok kafa yormuş, işin içinden çıkamayınca bir kenara bırakmıştım.  Fiziksel özgürlük, kişiler arası etkileşim, eylemlilik hali benim için elbette önemliydi ama daha da önemli olan Ben’in özgürlüğüydü. Yani bilincin özgürlüğü. Tek başıma kaldığımda (bu yalnızlık değil) kendimi çok daha mutlu hissetmemin yanı sıra özgür ve güçlü hissediyorum. Bu keşfi zaten yaklaşık 10 yıl önce yapmıştım. Çevremdeki kalabalığın ve eylemin minimum düzeyde olduğu zamanlar, Kendime, bilincime ulaşabildiğimi hissediyorum. Belki O da böyle hissetmiş olmalı.

Bir ayın sonunda hapsedildiği mağaradan çıktığında, daha önceki işi ile olan bağlantısını kesmiş birkaç yıl iç huzuru yakalayabilmiştir. Ta ki bir gün, oğlu bir köleyi eve zamanından sonra geldiği için cezalandırdığında, Virata için durumun zorluğu bir kez daha ortaya çıkar. Kölelerin özgür olmadığını, kendi istekleri dışında orada olduklarını düşünmeye başlar. Köleyi azat eder ve evini oğullarına bırakarak evini terk eder.  Herkesten, her şeyden uzakta yalnız bir şekilde ormanda yaşamaya başlar. Ancak bu şekilde adil ve erdemli olabileceğine inanmaktadır.

Virata’nın Herkesten Uzak Bir Hayat Tarzı

Bu hayat tarzı Virata’nın daha da ünlü olmasına neden olmuştur. İnsanlar da onun gibi yalnız yaşamak isteği ile dolmuştur. Bir gün köydeki bir kulübenin önünden geçenken, kulübede bir kadının oturduğunu ve ona nefret dolu gözlerle baktığını görür. Hâlbuki bu kadını hiç tanımıyordur. Evin kapısını çaldığında, kadın Virata’nın ona zarar verdiğini, dokumacı olan kocasının, kendi elleriyle kulübe yapan bir adamdan haberdar olduğunu ve ilerleyen zamanlarda da Tanrı’yı düşünmek için o ormana gittiğini söyler. Kadın, kocasının evini unuttuğunu, çocuklarının açlık yüzünden öldüğünü ve bunun tek suçlusunun O olduğunu söyler. Artık daha fazla buna dayanamayacağını, aslında özgür olmadığını anlayan Virata kralın yanında köpek kulübelerindeki tazıların bakıcı olur ve öyle kimse tarafından bilinmeden, sıradan bir kişi olarak ölür.

“Özgür insan özgür değildir…sadece hizmet edenler özgürdür, başkasına veren, tüm enerjisini bir işe veren ve sorgusuz sualsiz eylemde bulunan insan özgürdür.”

Bu cümlenin tamamına katılmasam da özgür insanın özgür olmadığı kısma sanırım katılıyorum. Bu cümleden sonra kişinin yapmış olduğu özgür edimler, bir başkasının edimleri ile etkileşimde bulunduğunda, ortaya çıkan sonuç hangi özgür edimin bir sonucu ya da bizler özgür edimlerde bulunurken, bir başkasını özgür olmadığı bir edime zorluyor muyuz? sorusunu kendime sormadan geçemeyeceğim.

Stefan Zweig, Virata ya da Ölümsüz bir Kardeşin Gözleri, çev. Derya Öztürk, Maviçatı Yayınları, İstanbul, 2018, ss. 56.

Bir cevap yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.