Ulus Olmanın Kutsal Temeli : Sivil Din ve Bir Analiz Denemesi

Trabzon’un Çaykara ilçesinde dünyaya gelen Kemal Ataman, 1992 yılında Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun olmuş, ardından Din Sosyolojisi araştırma görevlisi olarak atanmıştır. Çeşitli dillerde yayımlanmış makale ve yazıları bulunmaktadır. Kemal Ataman Sivil Din kitabında ilk başta bize Amerika’yı anlatıyormuş gibi gözükse de din-toplum-siyaset ilişkisi içinde tüm toplumlara uygulanabilirliği olan bir sosyolojik bir teoriyi ele almaktadır.

Bir Teori Olarak Sivil Dinin Fikri Arka Planı: Rousseau ve Durkheim

Bireyin içsel dünyasını ilgilendiren din kişinin kendi dinidir ve Sokrates örneğinde de verildiği gibi devletin siyasi dini ile çatışmadığı müddetçe toplumda varlığını devam ettirebilir. Sokrates’in kutsal tanımı; “kutsal site (şehir/polis/toplum) için faydalı olandır, tanrıların olmasını istediği olan değil.” (s. 16) Rousseau siyaset felsefesinde sivil din kavramını ilk kullanan kişidir. Durkheim ise, aynı ifadeyi kullanmadan aynı konudaki görüşlerini benzer bir şekilde ifade etmiştir. Rousseau dini hayatın olmazsa olmazı olarak görür ve bir din (sivil din) icat etme yoluna gider. Durkheim ise, adını koymamış olsa da her toplumda dayanışma, kilise, ahlak ve eğitim gibi kavramların bulunduğunu ve bunların birleştirici bir unsur olarak yer aldıklarını belirtir.

Rousseau açısından öncelikli olan toplum açısından birliğin sağlanmış olmasıdır. Aynı şey din konusu için de geçerlidir. Rousseau’ya göre ideal toplumda bireylere ilham kaynağı olarak sosyal ve siyasal kurumlara ihtiyaç duyulur. En ideal kurumlar bireyi kendi doğasından çekip alan, mutlak varlığını elinden alıp ona görece bir varlık veren ve egoyu ortak yapıya dâhil edebilen kurumlardır. Düşüncesinden toplumsal iradenin bireyin iradesinin öncelemesi gerektiğini söyler. “Dinin öncelikli ve ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğu da bilinmektedir.” (s. 21) Rousseau’nun dine bakışı geleneksel din anlayışında olduğu gibi, insanları öteki dünyada mutluluğa götürecek bir din değil, bu dünyada belirli bir toplum içerisinde düzeni ve birliği sağlayıcı bir araçtır. Bireyler istedikleri bir dine mensup olabilirler fakat söz konusu devlet dini ise, vatandaşlar bu dine saygı duyup gereklerini yerine getirmelidirler. Bu iyi bir vatandaş olmanın belirgin bir özelliğidir. Bu şekilde dinin vazgeçilmezliğini ortaya koyar ve dikkatini bir devlet için en uygun olan dinin ne ve nasıl olması gerektiğine verir. Dini üç başlık altında inceler:

  1. İnsanın iç dünyasına hitap eden, yalnızca dini pratiklerle sınırlı olan bir dindir.
  2. Tüm toplumun ritüelleşmiş ortak değerlerini ve kurallarını temsil eder.
  3. Devlet için en zararlı olan rahibi dinidir. Zararlı olmasının nedeni; mensuplarının sessizliğe gömülmeyi, öteki dünyaya ait olmaklığı dikte etmesidir.

Her ne kadar dogmalardan arınmış bir sivil dinin gerekliliğine işaret ediyor olsa da uyulması gereken genel kurallar ile belirtilen şey siyasi alanda din benzeri bir görev sergileyen siyasi dogmalardır.

Durkheim’a göre insan toplumlarının şekillendiği ilk zamanlardan beri din sadece norm ve moral değerlerin kaynağı olmakla kalmamış kolektif dünyaya da kaynaklık etmiştir. Yüzyıllar boyunca farklı gibi görünen moral ve dini alan aslında hep iç içe olmuştur. “Moral, otorite varlığını, meşruiyetini bir aşkın güce dayandıran din sayesinde sürdürebildi ve uygulama alanı bulabildi.” (s. 35) Toplum fikri tek başına dinin ruhunu içerir. Din tanımını da dikkate aldığımızda, her ikisi birlikte insanları ahlaki bir topluluk içinde birbirine bağlama görevi görür ve temelinde sadece din olan bir kolektiviteyi temsil ederler. Kutsal sadece farklı olarak algılanmakla kalmaz, dini olmayan yapılarla da bir mücadele yürütür. Durkheim’a göre din gerçeğinin ve tüm moral güçlerinin temelini oluşturan matris toplumun kendisidir. Din modern toplumlarda geleneksel toplumlarda sahip olduğu ayrıcalıklı pozisyonu kaybetmektedir. Kollektif bilincin zayıflaması ile dinin sosyal fonksiyonu ve yaptırım gücü de zayıflayarak, hakikat iddialarının inandırıcılığının yitirilmesine neden olmuştur.

Bellah’ta Sivil Din: Bir Analiz Denemesi

Amerikalı din sosyoloğu olan Bellah, 1967 yılında yazmış olduğu Amerika’da Sivil Din başlıklı makale yazmıştır. Sivil din herhangi bir dinin yerine gelecek bir din değildir. Amerikan toplumu gibi çok dinli, çok kültürlü toplumlarda öteki alt dini oluşumlar ile yan yana yer almaktadır. Sivil din ne devletin ne de kiliselerin yerine getiremediği dini fonksiyonları yapan yarı bağımsız somut bir yapı olarak algılanmaktadır. “Bu yorumlardan hareketle Bellah’ın dini toplumsal kurumların varlığını sürdürme ve toplumsal bütünleşmeyi sağlama fonksiyonu icra eden bir mekanizma olarak gördüğünü söyleyebiliriz.” (s. 59) Sivil din kilisenin temsil etmiş olduğu dinden biçimsel bakımdan ayrışmış olsa da Yahudi-Hristiyan geleneğinden beslenerek, Greko-Romen ve Aydınlanma gibi seküler geleneklerden de etkilenmektedir. Sivil dinin de sembolleri, ritüelleri vardır. Diğer dinlerden farklı olarak ritüeller geleneksel ve kurumsallaşmış mabetlerde değil de halkın katılımıyla siyasi arenada ve toplum içinde gerçekleştirilir.

Bellah’a göre, Amerikan başkanlarının büyük bir çoğunluğu, halkın önünde veya toplumu etkileyen önemli anlarda yapmış oldukları konuşmalarda dini temalara sıkça yer verirler. Amerikan toplumu her ne kadar Hristiyan bir geçmişe sahip olsa da tek tip bir Hristiyanlıktan söz etmemiz mümkün değildir. Katoliklik, Ortodoksluk ve Protestanlık Hristiyanlık içinde geçen birere mezhep olarak değil, birer din olarak algılanmaktadır. Sivil din, kurucuları açısından herhangi bir dinin yerine geçmeye aday bir din değildir. Sivil din için, “dinler üstü bir dindir… ve görünmeyen Hayat Verici’ye bir yöneliştir… ifadesi anlamlı hale gelebilir.” (s. 75) Amerikan Bağımsızlık Savaşı, Amerikan sivil dininin doğmasında önemli olan etkenlerden birisidir. Sivil dinin oluşumunda etkili olan bir diğer olay 1861-1865 yılları arasında gerçekleşmiş Amerikan İç Savaşı’dır. Savaş sonunda Amerikan birliğini savunan Kuzeyliler galip gelmiş ve kölelik son bulmuş, Amerika’nın toprak bütünlüğü sağlanmıştır. Amerikan sivil dininin sürekli bir oluşum süreci içinde olduğu varsayılmaktadır. Sivil dinin içeriğinin iki unsurdan oluştuğunu söylemek mümkündür. Birinci unsur; Amerikan-İsrail temasıdır. Musa nasıl İsraillileri Mısır’dan kurtarıp Vaat Edilmiş topraklara götürdüyse, kurucu babalar da Amerikalılara Amerika’yı Yeni İsrail veya Vaat Edilmiş Topraklar olarak sunma görevini üstlenmektedirler. İkinci unsur olarak sunulan tema ise, kurban temasıdır. İsa nasıl kendini tüm insanlık adına kurban etmişse, her Amerikan vatandaşı veya sivil dinin mensubu gerektiğinde hem kendileri için hem de tüm insanlık için kurban olmaya hazır olmalıdır. (İç Savaşta, 1. ve 2. Dünya Savaşı’nda ve şimdilerde olduğu gibi Irak ve Afganistan’da) “Sivil din olgusunu geleneksel dinlerden farklı kılan huşulardan biri, onun, toplumsal bütünleşmeyi sağlamaya katkı sağlayacak her türlü erdemi, kaynağı ister dini olsun isterse lâdini, bünyesine katma hususunda son derece esnek olabilmesidir.” (s. 89)

Bellah’ın formüle etmiş olduğu bir sivil dinin varlığını veya yokluğunu tespit edebilmek için, bu dini din yapan özelliklerin halk tarafından nasıl algılandığına bakmak gerekmektedir.

  1. Thomas ve Flippen’e göre, Bellah’ın belirtmiş olduğu bir sivil dinin varlığından söz etmemiz mümkündür. Fakat bu din liberal siyasi entelektüel bir elin üretmiş olduğu fanteziden ibarettir ve halk nezdinde de bir karşılığı yoktur. Bir dinin din olup olmadığının test edilmesi bir gerekliliktir. Bunu tespit edebilmenin iki yolu mevcuttur. Birincisi, doğrudan halka gidip onların sivil din diye bir oluşumdan haberdar olup olmadıklarını araştırmak. İkincisi ise, dolaylı yoldan halkın söz konusu olan sivil din ile ilgili eğilimlerini ölçmeyi denemek.
  2. Sivil din sadece entelektüel elit bir kesimin tartıştığı bir konu değil,  halk tarafından da karşılığı olan ve test edilebilen bir oluşumdur.
  3. Sivil din yalnızca bireysel düzeyde ve gönüllülük esasına dayanan organizasyonlarda görülebilir.

Din fenomeni fonksiyonel, özsel ve politetik olmak üzere üç kategori kullanılarak izah edilmeye çalışılır. Fonksiyonel tanımda, dinin toplumsal işlevine bakılarak bir din tanımı geliştirilir. Özsel tanıma göre, dinin işlevinden çok dinin özünün ne olduğu önemli bir yer tutar. Din olarak kabul edilen Budizm gibi birçok din geleneksel anlamıyla bir kutsallığı bulunmadığı için din olarak kabul edilmemektedir.. politetik din anlamında ise, belli bir din tanımı yapmak yerine bir dini din olarak kabul edebilmek için gerekli olan özellikler sıralanır. Bu tanıma göre Budizm rahatlıkla bir din olarak kabul edilebilir. Geleneksel anlamıyla bir Tanrı mefhumuna sahip olmasa bile Tanrı benzeri varlıklarının ve inananlarının bulunması onu din kategorisine dâhil etmektedir.  Sivil dinin tanrısı Bellah’a göre, bir yandan faal, diğer yandan önemli bir sembol fakat yine de yalnızca milli ve kültürel bir semboldür. Bu tanrı sadece sivil dinin değil, Yahudiliğin ve Hristiyanlığın ortak tanrısıdır. “En mükemmel şekliyle sivil din, evrensel ve aşkın bir dini gerçekliğin Amerikan tecrübesinde görüldüğü ve vahyedildiği gibi otantik olarak idrak edilmesidir.” (s. 102)

Amerikan Müstesnalık Algısının Kaynağı Olarak Sivil Din

Muhafazakâr bir ideal tipi temsil eden din adamı tipi temsil eden din adamı tipi sivil din teorisi, devletin sembollerini ve devletin otoritesini kutsala indirgeyerek mevcut durumun varlığını sürdürmesine yardımcı olur. Peygamberi sivil dinin aksine din adamı sivil din anlayışı devlet politikalarına eleştirel bir şekilde yaklaşarak nihai meşruiyet zemini hazırlayarak onları kutsar. Amerikan toplumunun kendini modern zamanların İsrail’i olarak görmesi, Tanrı ile Amerika arasında özel bir ilişki olduğu düşüncesini beslemektedir. “Amerikan istisnacılığının doğurduğu en büyük siyasi ve teolojik tehlike, Tanrının muradına uygun davranmak yerine, Tanrı gibi davranan bir Mesih algısının dünya siyaseti arenasında varlığını sürdürmesidir.” (s. 116) Millet veya devlet kavramı Tanrı kavramı yerine kullanıldığı zaman, liberal bakış açısına göre dünyevi olan ile sınırlı olması gereken devlet, Tanrıyı da arkasına alarak siyasi alanı ve bu alanda yer alan uygulamaları kutsamış olmaktadır. Artık ibadet edilmesi gereken bize hayatı, özgürlükleri bahşeden bir Tanrı değil, akıl, bilim, demokrasi ve özgürlük gibi kavramların ve ideallerin kendileri olmuştur. Durkheim’a göre din, canlı bir organizma olarak toplumun ideallerini, ahlakını ve ortak değerlerini objektifleştirerek görünür kılarak, ritüeller ve semboller yolu ile tapınmasıdır. Eş değişle “her din aslında sivil din’dir.” (s. 117)

Amerikan sivil dini ne şekilde olursa olsun bir Tanrı anlayışına yer vermemiştir. Yer vermiş olsa bile bu muğlak veya milli bir Tanrı anlayışıdır. Amerikan sivil dini yapısal bakımdan hem siyasi hem de dini alanlardan farklı olduğu ifade edilmektedir. Fakat siyasi ve dini unsurları da içerisinde barındırmaktadır. Bellah ve Hammond gibi düşünürlerden bazılarına göre, her fonksiyonel toplum kaçınılmaz olarak sivil bir din yaratmakta ve onun prensiplerine göre de varlığını sürdürmektedir. İdeal olarak sivil din ifadesi, farklı toplumların kendi tarihlerini ve siyasi yapılarını, varlık nedenlerini algıladıkları varlık karşısında nasıl bir yorum benimsedikleri hakkında karşılaştırmalı olarak çalışmalar yapma hususunda bize yardımcı olabilecek önemli bir konudur.

Bir cevap yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.