Sosyoloji nin Tarihsel Arka Planı ve Gelişimine Kısa Bir Bakış

 

 

Sosyoloji genç bir bilim dalıdır ve 19.yüzyılın ortalarından beri bulunmaktadır. Sosyolojinin ortaya çıkışında 18. ve 19.yüzyılda batıda yaşanan olaylar etkili olmuştur. Sosyoloji aslında çok daha öncelere dayanmaktadır ve 19.yüzyıldan önce de bir sosyoloji mevcuttu. Sosyoloji bağımsız bir disiplin olmadan önce felsefe, tarih felsefesi gibi bilimlerin içinde yer almıştır. “Sofistler olarak bilinen şüpheci (septik) düşünürler, eski Yunan dünyasında ilk olarak bakışlarını toplumsal konulara yöneltmiş filozoflardır.”[1] Her şeyden önce eğitimcilikleriyle ve gezgin öğretmenler olma özellikleriyle öne çıkarlar.“4. yüzyılın ünlü tarihçisi ve denemecisi Ksenophanes’in “Her isteyene para karşılığında bilgelik satanlar” diye tanımladığı Sofistlerin en ünlü ve önemli temsilcileri arasında, Abderalı Protagoras, Leontinili Gorgias, Keoslu Prodikos, Elisli Hippias, Antiphon, Atinalı Thrasymakhos ve Kallikles bulunur. Sofistler, felsefi bir okul oluşturmaktan ziyade, belli bir mesleğin üyesi olan, toplumsal koşulların değişmesinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan pratik işlerde yol göstericiliğe duyulan açlıktan, kendileri için bir meslek ve yaşam biçimi üretmiş olup para karşılığı ders veren gezgin öğretmenlerdi.”[2]

Sofistler gittikleri her yerde, ayrı ayrı değerlerin ve gerçekliklerin bulunduğunu görmüşlerdir. Buradan da şu sonuca varmışlardır: filozofların var olduğunu iddia ettikleri her yerde geçerli, mutlak hakikat diye bir şey yoktur. Aksine bu değerler ve hakikatler insan topluluklarına ve hatta insanlara göre değişiklik göstermektedir.

“Sosyolojik açıdan bakıldığında Sofistlerin şu iki önemli özelliği önemlidir.

-Sosyal yapı ve sosyal değişme üzerinde kafa yormuş,

-Bilimsel şüpheciliği doğurmuş olmalarıdır.”[3] Sofistler gözlem, karşılaştırma ve eleştiri yöntemini başlatarak Aydınlanma döneminde ortaya çıkacak olan akımlara öncülük etmişlerdir.

Antik dönemde Platon, ideal bir toplumun nasıl olmasının gerektiğini belirtildiği bir ütopya olan Devlet kitabında aslında bir tür ön-sosyoloji de yapmıştır. “Aristoteles, insanı ilk olarak toplumsal bir varlık şeklinde tanımlayan kişi olmuştur.”[4]

Ön-Sosyoloji

Orta Çağ İslam dünyasında toplum ve tarih felsefeleri ile bir tür ön-sosyoloji gerçekleşmiştir. Tüm fıkıh kitapları, insanın fıtrat olarak toplumsal bir varlık olduğunu vurgulamaktadır. “İslam dünyasında, ideal toplum arayışı Farabi’nin el-Medine-tü’l-Fadıla sı veya İhsan-ı Safa’nın toplum projesinde de bize tipik örneklerini sundu.”[5]

İslam dünyasından gelen etkiler, Rönesans ve Reform, coğrafi keşifler batı üzerinde bir etkiye sahip olmuştur. Bu dönemde İslam dünyası bir durağanlık sergilerken, batıda Aydınlanma dönemi başlamıştır. Yeni Çağ’dan itibaren batıda sosyal bilimlerde gelişmeler başlanmıştır. Machiavelli, Hobbes, Spinoza gibi düşünürler sosyal bilimlerde kendilerini göstermeye başlamışlardır. Sosyoloji terimini ilk kullanan A. Comte’un hocası Saint Simon pek çok kişi tarafından sosyolojinin kurucusu olarak görülmektedir. Her ne olursa olsun Comte ve Simon sosyoloji bilimine önemli katkılarda bulunmuşlardır. Yöntemsel olarak Simon bir dönem birlikte çalıştığı Comte gibi toplumsal olguların doğa bilimlerinde kullanılan yöntemlerle incelenebileceğini savunan pozitivist bir bakış açısına sahiptir “Comte, sosyolojiyi pozitif felsefenin anahtarı ve insanın niteliğine ait gerçek bir bilim olarak görüyor.”[6]

Diğer yandan Alman düşünürler de sosyoloji biliminin gelişmesinde etkili olmuştur. “Hegel tarihi, tez, antitez ve sentez aşamalarından oluşan diyalektik bir gelişme ve Marx’da diyalektik materyalizm biçiminde yorumladı. Bu çizgiden, Historirist ve Materyalist Sosyoloji gelişti.”[7]

Felsefe ve Sosyoloji

Yine de felsefe ve sosyoloji bir süreliğine de olsa iç içe olmaya devam etmiştir. 19.yüzyılın ikinci yarısında sosyoloji yavaş yavaş kendisini felsefeden ayırmaya başlamıştır. Bu süreçte bazı sosyologlar sosyolojiyi çeşitli bilimlerin ışığında yorumlamaya çalıştılar. Pozitivist sosyoloji anlayışından olan E. Durkheim, bazı sosyologlarla birleşerek Fransız Sosyoloji Mektebi’nin oluşumunda etkili olmuştur. Bu ekolün etkileri Ziya Gökalp ile Türkiye’ye ulaşmıştır. Weberci ve Marksist sosyolojilerin de Türkiye’ye etkileri olmuştur.

Günümüz sosyolojisi için bütün okullar sosyolojinin deneysel, gözlem veya deneyime dayandığı konusunda ve değer yargılarından bağımsız, kural koyucu olmayan bir tutum ile ele alan olaylar bilimi olduğu konusunda fikir ortaklığına sahiptir. Felsefe ise daima olanların anlam ve değerini araştırır. Toplumsal sorunlar felsefi bir gerçeklik ile ele alınırsa gerçeklik sorunları nitelik ve değer sorunlarından ayırt edilemez.[8]

Sosyolojinin felsefeden ayrı bir disiplin olarak ele alınabilmesi için sosyal olaylarla ilgileniyor olması yeterli değildir. Bir disiplinin bağımsız olabilmesi için kendine has bir metodunun da olması gerekmektedir. Sosyoloji metodunu karara bağlayan kişi E. Durkheim’dir.  “Sosyolojinin ilgi alanı en az iki kişinin karşılıklı kalıplaşmış; tipleşmiş ve modelleşmiş davranışlarıdır.”[9]

Felsefe insanı diğer varlıklardan ayıran beş temel özelliğe değinir. Bu özellikler, akıl, düşünme, konuşma, alet yapma ve sosyal bir hayat sürmesidir. Bu özelliklerden yola çıkarak da sosyolojinin ilgi alanına, düşünen ve akıllı varlık olan en az iki tane insanın girdiğini söyleyebiliriz.

Bilimlerin Sınıflandırılması

Bilimleri sınıflandırabilmek için iki ölçüt gereklidir. Bunlar konu ve metottur. Sosyolojinin konusuna, ilgi alanlarına değindik. Şimdi de metoduna kısaca bir göz atamak gerekirse, bilimler farklı biçimlerde sınıflandırılmışlardır. Windelband’a göre;

  1. Rasyonel bilimler: Matematik ve felsefe,
  2. Empirik (deneysel) bilimler: Algı alanına giren, gerçeklikten bilgi etmeyi amaçlayan tüm bilimleri kapsar.
  3. Tarih bilimleri
  4. Tabiat bilimleri

Diltey’e göre;

  1. Manevi bilimler: Dil, yazın, felsefe, hukuk vb.
  2. Tabiat bilimleri: Matematik, fen gibi bilimleri kapsar.

Nicolai Hartman ise bilimleri ontolojik açıdan sınıflandırır. O’na göre;

  1. İdeal varlık: Matematik bilimleri, mantık, etik ve bütün değerler alanını inceleyen bilimler.
  2. Reel varlık: Fizik ve madde bilimleri, biyolojik bilimleri psikolojik bilimler, manevi bilimler ve felsefe bilimleri yer alır.

Sosyolojide tek faktör yerine çoğulcu bir metot benimsemek daha çok kabul görmektedir. Sosyal ilimler ve sosyoloji felsefenin etki alanından kurtulduktan sonra felsefi düşüncelerin benimsediği, tümdengelimci ve akılcı yaklaşımının yerine, tecrübeci, peşin hükümlerden arınmış, gözleme dayanan, objektif yaklaşımlar yerini almıştır.[10] Tümdengelim, tümevarım, analoji, neden-sonuç ilişkisi kurma metotları tüm bilimlerin ortak olarak kullandığı genel metotlardır. Bunların yanında her bilimin kendine has olan metotları da bulunmaktadır. “Bilimlere felsefeden bağımsızlıklarını kazandıran da bu metotlar olmuştur.”[11] Dökümantasyon metodu; tarihi olan bilimler tarafından kullanılır. Sosyal varlık alanı ve deney, sosyoloji de bir deneysel bilim olma amacı taşımaktadır ama sosyolojide doğa bilimlerindeki kadar kesin sonuçlar elde edilememektedir. “Sosyometri; grafikli şekiller yardımıyla sosyal münasebetleri ve yapıları sosyomatriksleri matematik istatistiki örneklerle matriks hesaplamasının tasvir ve analiz edilmesidir.”[12]

Sonuç;

Özetlersek; “sosyoloji olması gereken ile değil, olmuş bitmiş ve olmakta olan ile ilgilenir. Olan ve olmakta olan gözlem ve deney metodu ile araştırılır.”[13] Bazı araştırma metotları tüm bilimler için geçerli sayılabilirken aynı zamanda her bilimin kendine has araştırma metotları da bulunmaktadır. Bu özel metotlar bilimleri bağımsız yapan metotlardır ama sosyoloji bütüncül bir bilimdir. Sosyolojinin konusu olan toplumsal gerçeklik, pek çok alanı barındırmaktadır ve bu durum sosyolojiyi disiplinler arası bir kimliğe sokmaktadır. Topluma bir bütün gözüyle bakılması herhangi bir kurumun bütün içindeki yerinin tespitinde kolaylık sağlamaktadır.

 

 

 

 

 

 

[1]    Ünver Günay, Din sosyolojisi, İnsan Yayınları, İstanbul, 2014, s. 33.

[2]    Ahmet Cevizci, Felsefe Tarihi, Say Yayınları, Bursa, 2009, s. 27.

[3]    Zeki Arslantürk ve Tayfun Amman, Sosyoloji, Çamlıca Yayınları, İstanbul, 2013, s. 74.

[4]    Ünver Günay, a.g.e., s.33.

[5]    Ünver Günay, a.g.e., s.33.

[6]    Ünver Günay, a.g.e., s.35.

[7]    Ünver Günay, a.g.e., s.35.

[8]    Hans Freyer, Din Sosyolojisi, Doğu Batı Yayınları, Ankara, 2013, s. 17.

[9]    Zeki Arslantürk ve Tayfun Amman, a.g.e., s.4.

[10]   Mustafa E. Erkal, Sosyoloji, Der Yayınları, İstanbul, 2012, s. 102.

[11]  Zeki Arslantürk ve Tayfun Amman, a.g.e., s. 44.

[12]   Zeki Arslantürk ve Tayfun Amman, a.g.e., s. 57.

[13]   Zeki Arslantürk ve Tayfun Amman, a.g.e., s.21.

Bir cevap yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.