Sessiz Bir Ölüm

1908-1986 yıllarında yaşamış olan Simone Lucie-Ernestine-Marie-Bertrand de Beauvoir, Fransız yazar ve filozoftur. Babası Georges Bertrand ve anne-si Françoise (Brasseur) de Beauvoir’dır. Geleneksel bir ailenin büyük kızı olan Beauvoir, otobiyografisi olan Bir Genç Kızın Anıları’nda dinine ve ülkesine bağlı, ataerkil bir ailenin kızı olarak yaşadığı dönemden söz eder. Katolik Enstitüsü’nde matematik öğrenimi ve Saınte Marie Enstitüsü’nde yabancı dillerde yazın eğitimi alan Beauvoir, daha sonra Sobone’da felsefe eğitimi almıştır. Sonraları Jean-Paul Sartre ile tanışıp ölene kadar birbirlerinin hayat arkadaşı olmuşlardır. Kendisini feminist olarak sınıflandırmayan ama hayatı boyunca da özgürlüğünden taviz vermeyen Beauvoir, araştırmalarını “diğer” kavramı üzerine yoğunlaştırmıştır. Kadınların diğer olarak tanımlanmasını ve var olan sosyal konumunu, gördüğü baskının bir sonucu olarak nitelendirir. Ayrıca tarihte her zaman kadının sapkın ve anormal canlılar olarak görüldüğünü iddia eder. 1980 yılında Sartre öldükten sonra, O’nun da durumu kötüleşir ve 1986 yılında Paris’te Montparnesse Mezarlığı’na, Sartre’nin yanına gömerler.

Eserleri
Konuk Kız (1943)
Pyrrhus ve Cineas (1944)
Başkalarının Kanı (1945)
Kim Ölecek? (1945)
Her Erkek Ölümlüdür (1946)
Belirsizlik Ahlakı Üzerin, (1947)
İkinci Cins (1949)
Gün gün Amerika (1954)
Mandarinler (1954)
Sade’ı Yakmalı mı? (1955)
Uzun Yürüyüş (1957)
Bir Genç Kızın Anıları (1958)
Yaşlılık (1960)
Sessiz Bir Ölüm (1964)
Les Belles Images (1966)
The Woman Destroyed (1967)
Yaşlılık (1970)
Hesap Tamam (1972)
When Things of the Spirit Come First (1979)
Veda Töreni (1981)
Sartre’a Mektuplar (1990)
Aşk Mektupları (Nelson Algren’e) (1998)

Sessiz Bir Ölüm

Yazarın annesinin küçük bir kaza ile başlayan, sonra kanser olduğunun öğrenilmesi ile devam eden hastanede, ölümüne kadar geçirdiği hikayeyi anlattığı bir kitaptır. Aslında önemli olan hastane hikayesinden çok, Beauvoir’in “anne” imgesine sakladıklarıdır. Çok yalın ve akıcı bir dille anlattığı hikayesinde bu “anne” imgesini ölümsüzleştirmek ister. Bir çocukla anne ilişkisinin nasıl olması gerektiğini bize çok ince bir şekilde hissettirmeye çalışır. Kendisi hiçbir zaman sırdaş, arkadaş olabilecek bir anne-kız ilişkisine sahip olmamıştır. Kitabın 35. sayfasında Beauvoir’in hastanede gece yanında kalması için kız kardeşini bırakıp, evine dönmesi sonra Sartre ile Bartok dinlemesi bu ilişkiyi ortaya koyarken; yine aynı sayfada sözü edilen, gece onbirde ağlama krizine girip, annesine karşı duyduğu acıyı bastıramaması, ölümün yalnızlığı ve Beavoir’in çocuk ruhunu okuruz. Annenin değeri de işte burada karşımıza çıkar. Acıyı en saf haliyle burada karşımıza koyar Beavoir ve aslında anlattığı annesinin trajik ölümü değil, annesiyle ve geçmişiyle yüzleşmesidir. İnsani değerleri ve insani ilişkileri irdeler, annesini sorgular, genç kızlığında yaşamış oldukları ile annesinin tutumunu kıyaslar. Beauvoir’in annesi kızlarını her zaman kendinden uzak tutar, Beauvoir bu durumu anlamaya çalışır ve “annem benim hakkımda hiçbir şey bilmezdi.” der.

Bir gece hastanede kız kardeşinin yerine Beauvoir’in kalması ve annesinin gözlerinin içine bakarak “Sen, ürkütüyorsun beni” demesi gerçekten insanın içine işleyen ve okuyucuyu üzen bir durum. İşte burada anne imgesi daha farklı bir hal almaya başlar ve anne-kız ilişkisi burada kırılır. anneye karşı hissedilen duygu yoksunluğu kitap ilerledikçe daha da dikkat çekmeye başlar. Sayfa 79’da “Aramızdaki susku, büsbütün saydamsızlaştı” der Beauvoir.

Tüm bu hesaplaşmalar aslında diri olmak ve ölü olmak arasında kalan insanın varoluş kaygısının bir yansımasıdır. Bu yüzden benim için okunması gereken bir kitaptır Sessiz Bir Ölüm. Acıya, anne ile olan ilişkilere, belki de en önemlisi Beauvoir’a farklı bir gözle bakmanızı sağlayacak bir kitap.

Bir cevap yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.