Kahire Saçlarımı Geri Ver- Mısır’da Kadın Olmak

Yaşadığı dönemde Mısır’daki kadın-lar hakkındaki genel tutumu ve düşünce yapısını anlatan yazarımız Neval El-Saadavi hakkında fazla bilgiye ulaşamamakla birlikte, en azından yazarımızı tanımak adına birkaç cümle paylaşmak istedim. 27 Ekim 1931 yılında Mısır, Kafr Tahla’da doğan Neval El-Saadavi;  yazar, aktivist ve psikiyatri doktorudur. İslamda kadının yeri hakkında birçok kitap yazmıştır. “Woman and Sex” adlı kitabı ile tabu sayılan konulara karşı sıkı bir kavga açmıştır. Aynı yıl siyasal yazıları nedeni ile işinden uzaklaştırılmış, yıllarca hapiste kalmış ve ölüm cezasına karşı mücadele vermiştir.

Kitabın içeriğinden bahsedecek olursak; yazınsal açıdan ele aldığımızda oldukça zayıf ve hatalar barındıran bir eser olmasının yanında, ele almış olduğu konu ve içeriği bakımından okunabilecek bir kitaptır. Yarı otobiyografik bir roman oluğunu söyleyebilirim. Kitap hakkında daha fazla bilgi edinebilmeniz adına bir- iki yerden alıntı yapacağım. Bu kitabı PDF formatında Kindle’dan okudum. Bu yüzden vereceğim dipnotlardaki sayfa numarası farklılık gösterebilir.

Öfke

Ailesinin, kız olmasından kaynaklı uyguladığı baskı O’nu öfke-ye, duyduğu öfke de mücadeleye itmiştir.  Kitap, ağabeyine ve kendine karşı olan tutumun farklılığının sorgulanması ile başlıyor. Ağabeyi uyandığında yatağını toplamıyor, izin almadan dışarı çıkabiliyorken O, yatağını toplama görevini veya izin almadan dışarı çıkamayışını anlatıyor. Ağabeyi hoplayıp zıplarken, top oynarken O’na kız olduğu hatırlatılıp, davranışları ve istekleri baskılanıyor.  9 yaşında bir çocuğun, göz yaşlarını bir kız çocuğu olduğu için dökmesini düşünün bir! 10 yaşında görücüye çıkması ile başlıyor asıl amacı. Ailesine duyduğu öfkeden dolayı tıp fakültesine gitmek istiyor. Bunun nedeni olarak da; tıp, annesi, babası, ağabeyi hatta birçok kişi için saygı ve korku uyandırıyor, O da bir doktor olacak ve ailesinin karşısında dimdik ayakta duracak.  “Niçin anneler, kızlarının erkeklerle aynı olduğunun farkına varmıyorlar ya da erkekler, kadınları kendi eşitleri ve hayat ortakları olarak görmüyorlardı?”[1] Buradan da anlaşılacağı üzere içsel çatışmanın ne kadar yoğun ve öfke dolu yaşandığını görebiliyoruz.

Kadın Olmak

Ailesinden ve çevresinden gözlemleyip edindiği kadın-lar sadece ev işi, yemek yapar ve erkeklere karşı soğuk ve mesafeli davranır düşüncesi taşra görevi sırasında biraz değişime uğrar ve evlenir. Sıcak ve güzel bir birliktelik olarak başlayan bu evlilikte kocası zamanla evin reisinin kendi olduğunu, muayehanesini kapatıp evde durmasını istemeye başlar. “Niçin böyle davranırlar peki? Çünkü, hayatta kilit mevkileri işgal eden erkekler, kadınların, canları istediği zaman bacaklarının arasına girebilecekleri, güzel ve aptal hayvanlardan fazla bir şey olmasını istemezler. Erkekler kadınların kendilerinin eşi ya da ortağı olmasını da istemezler; onların tek istedikleri, kadınların ikinci planda kalmaları ve onlara hizmet etmeleridir.”  [2] Bu cümlelerden içinde bulunduğu kişisel ve o zamanki toplumsal durumu anlamak oldukça kolay. Bu evlilik fazla sürmez ve ayrılırlar. Tabi ki bu ayrılık da çok ses getirir, herkes itiraz eder. Bir süre sonra ikinci evliliğini yapar.

Hayatın Anlamı

Kitapta ayrıca mesleki yaşantısı ve hayatın anlamı ile ilgili bir aydınlanma anına değinilir. Acil olarak bir hastanın evine çağrıldığında hastanın ölmesi üzerine 30 yıl boyunca hayatta hiçbir şeyi başaramadığını fark eder. “Tıp bir meta olmadığı gibi, başarı da parayla ve ünle ölçülemezdi. Doktor olmak, kısıtlamalara ya da koşullara bağlı kalmadan, sağlığı ihtiyacı olan herkese dağıtmak demekti; başarı da başkalarına sahip olduğumuz şeyleri vermekti. Otuz yıllık hayatım gerçeğin farkına varamadan, hayatın nasıl bir şey olduğunu anlayamadan ya da kendi potansiyelimi bilemeden geçmişti. Sadece almayı düşündükçe bunu nasıl başarabilirdim? Vermek zorunda olduklarım dışında kimseye bir şey vermemiştim…”[3] Bu cümle üzerine çok şey düşünülebilir, birçok soru sorulabilir. Ailesine duyduğu öfkenin getirmiş olduğu hırs yüzünden mi yaşamı anlayamadan otuz yılını geçirmişti acaba?  Çocukluğunu annesine, gençlik yıllarını okula, meslek yaşantısını ise çoğunlukla topluma duyduğu öfke ile geçirmiş olan ve bu yüzden otuz yılını harcayan kadın karakterimiz, romanın sonunu bir erkeğin göğsünde ağlayarak bitiriyor.

 

 

 

[1] El- Saadavi, Neval, Kahire Saçlarımı Geri Ver, Everest Yayınları, İstanbul, 2003, s. 73.

[2] El-Saadavi, s. 52.

[3] El- Saadvi, s. 91.

 

 

Bir cevap yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.